İçeriğe geç →

YAŞAM SADECE İNSANA AİT DEĞİLDİR

Hayvanlara yönelik şiddete, toplama, öldürme ve katliam politikalarına son verilsin!

BASIN AÇIKLAMASI

Türkiye’nin farklı bölgelerinden hayvanlara yönelik şiddet, ihmal, toplama, kapatma ve öldürme haberleri gelmeye devam ediyor. İnsanlar tarafından yıllarca çalıştırıldıktan sonra terk edilen eşekler ve yılkı atları “başıboş” ve “zararlı” ilan edilerek hedef gösteriliyor. Yaşam alanları giderek daraltılan ayılar insan yerleşimlerine yaklaştıkları gerekçesiyle avlanıyor ve öldürülüyor. Köpekler yaşadıkları alanlardan toplanarak koşulları ve denetimleri tartışmalı bakımevlerine götürülüyor. Özetle yaban, evcil veya sokakta yaşayan hayvanlar kötü muameleye işkenceye, sakatlamaya ve öldürülmeye maruz bırakılıyor.

Yaşananlar tabii ki tek tek araştırılmalı, sorumluları belirlenmeli ve etkili idari ve adli işlemler uygulanmalıdır. Ancak karşı karşıya olduğumuz durum, birbirinden kopuk kötü muamele vakalarından ibaret değildir. Bütün bu örneklerde insanı doğanın sahibi, diğer canlıları ise kullanabileceği, uzaklaştırabileceği veya ortadan kaldırabileceği varlıklar olarak gören aynı tahakkümcü anlayış bulunmaktadır.

Oysa köpekler, kediler, eşekler, atlar, ayılar, kuşlar, böcekler ve sayısız canlı doğanın fazlalıkları ya da misafirleri değildir. Hepimiz aynı suyun, toprağın ve yaşam ağının parçalarıyız. “Kurda, kuşa, aşa” sözü de toprağın ürününün yalnızca insan için olmadığını hatırlatır. Yeryüzünde yalnız değiliz ve diğer canlıların yaşamı üzerinde sınırsız bir tasarruf hakkına sahip değiliz.

Hayvanlar önce mağdur ediliyor, sonra “sorun” ilan ediliyor.

Kentler ve turizm alanları plansız büyütülüyor; ormanlar, meralar ve sulak alanlar yapılaşma, maden, enerji ve ulaşım yatırımlarıyla parçalanıyor. Hayvan üretimi ve ticareti yeterince denetlenmiyor; evcil hayvanlar terk ediliyor. Kısırlaştırma, aşılama, kayıt ve koruyucu veterinerlik hizmetleri yıllardır gerektiği ölçüde yürütülmüyor. Ardından bu politikaların sonuçları hayvanların suçuymuş gibi sunuluyor.

Köpekler “güvenlik sorunu”, yılkı atları “tarımsal zarar”, ayılar ise “tehdit” olarak tanımlanıyor; toplama, kapatma, sürgün, avlama ve öldürme uygulamaları çözüm diye sunuluyor. Hayvanları önce kullanan, terk eden ve yaşam alanlarından eden; sonra onları “fazla”, “tehlikeli” veya “zararlı” ilan eden yaklaşımı kabul etmiyoruz.

Kamu kurumlarına ve yerel yönetimlere çağrımızdır:

Başta Tarım ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, valilikler, belediyeler ve Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü olmak üzere bütün yükümlülük sahiplerinden şunları talep ediyoruz:

  • Hayvanların ayrım gözetilmeksizin toplanmasına ve kapasitesi, altyapısı ve denetimi yetersiz yerlere kapatılmasına son verilmesi; bakımevlerinin tecrit ve ölüm alanlarına dönüşmesinin önlenmesi.
  • Toplanan hayvanların sayısı, götürüldükleri yerler, kısırlaştırma, aşılama, tedavi, sahiplendirme, hastalık ve ölüm kayıtları ile bakımevi kapasitesi, personeli ve bütçesinin düzenli ve erişilebilir biçimde açıklanması.
  • Bakımevleri ve hayvanların tutulduğu tüm alanların veteriner hekimler, barolar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve bağımsız uzmanların katılımıyla denetlenmesi; görüntüleme ve bilgi edinmenin engellenmemesi.
  • Sürekli, yaygın ve bilimsel kısırlaştırma, aşılama, kayıt ve koruyucu veterinerlik hizmetlerinin mahalle ve ilçe ölçeğinde bir kamu hizmeti olarak yürütülmesi.
  • Kontrolsüz hayvan üretimi ve ticaretinin sınırlandırılması; hayvan terk etmenin etkili biçimde soruşturulması ve caydırıcı yaptırımların uygulanması.
  • Ayılar ve diğer yaban hayvanları için verilen avlanma ve öldürme izinlerinin kaldırılması; yılkı atlarının yaşam alanlarının korunması ve bütün karşılaşmalarda öldürmeyen yöntemlerin esas alınması.
  • Kamu görevlileri, siyasetçiler ve medya tarafından hayvanları “istilacı”, “fazlalık”, “tehdit” veya “temizlenmesi gereken unsur” olarak gösteren dilin terk edilmesi.

Kamuoyuna çağrımızdır

Hayvanlara yönelik şiddet yalnızca hayvanları sevenlerin veya hayvan koruma örgütlerinin meselesi değildir. En savunmasız olanın yaşamını değersiz gören ve güçlü olanın güçsüz üzerindeki tahakkümünü normalleştiren anlayış, doğaya ve toplumun farklı kesimlerine yönelen başka şiddet biçimleriyle aynı eşitsiz güç ilişkilerinden beslenir.

Herkesi hayvanlara yönelik şiddeti görmezden gelmemeye, ihlalleri belgeleyip bildirmeye, kamu kurumlarından şeffaflık talep etmeye, hayvan düşmanlığını besleyen yanlış bilgi ve nefret dilini yaymamaya, satın almak yerine sahiplenmeye ve yerel dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.

Birlikte yaşamak mümkün! Bunun için korkuya değil bilgiye, şiddete değil bakıma, tahakküme değil yaşadığımız ekosistem içerisindeki karşılıklı bağımlılığımızın farkına varmaya ihtiyacımız var. Hayvanların yaşamı insanın sevgisine, hoşgörüsüne veya keyfî kararlarına bağlı değildir; her canlı yalnızca var olduğu için değerlidir.

Türkiye’de sorun hayvanlar değil hayvan düşmanlığıdır!

Yaşam yalnızca insana ait değildir. Öldürmeye, sürgüne ve tecride karşı birlikte yaşamı savunuyoruz.

DAÇEV

Datça Çevre ve Turizm Derneği

Kategori: Gündem ve Duyurular